Avrupa'daki müşterilere ürün ya da hizmet satıyorsunuz, siteniz üzerinden sipariş alıyorsunuz ve son aylarda bir alıcınızdan, bir pazaryeri temsilcisinden ya da bir danışmandan "siteniz erişilebilir mi?" sorusunu duydunuz. Ardından "Avrupa Erişilebilirlik Yasası" diye bir şey okudunuz, ama ne anlama geldiğini, size uygulanıp uygulanmadığını ve işin sonunda ne yaptırmanız gerektiğini çözemediniz. Bu çok normal. Bu yazıda erişilebilir web sitesi yaptırmak isteyen bir işletme sahibinin bilmesi gerekenleri, jargona boğmadan anlatıyorum. Ben Ümit Kırkoç, İstanbul'da tek başıma çalışan bir web tasarımcı ve SEO danışmanıyım; kendi web sitesi yaptırma hizmetimin içinde erişilebilirliği nasıl ele aldığımı da sonda açıkça yazacağım.
Önce bir uyarı: ben avukat değilim. Yasanın size tam olarak uygulanıp uygulanmadığı, hangi istisnaların geçerli olduğu ve olası yaptırımlar hukuki sorulardır; bunları kesin bir dille söyleyemem. Burada yazdıklarım, bir web tasarımcısının sahadan gördüğü pratik çerçevedir. Kararınızı vermeden önce bir hukukçuya danışmanızı öneririm. Benim işim, bu çerçevenin teknik tarafını doğru kurmak: sitenin gerçekten kullanılabilir olmasını sağlamak.
Erişilebilir web sitesi ne demek?
Erişilebilir site, herkesin kullanabildiği sitedir. "Herkes" derken şunları kastediyorum: görmekte zorlanan ya da hiç göremeyen ve sayfayı sesli okuyucu program aracılığıyla dinleyen kişiler, fareyi kullanamayıp sadece klavyeyle gezen kişiler, renkleri ayırt etmekte zorlanan kişiler, işitme engeli olduğu için videoyu altyazıyla izleyenler, ayrıca ekranı yaşlandıkça zor okuyan ya da elini kırdığı için telefonu tek elle kullanan sıradan insanlar. Yani erişilebilirlik küçük bir azınlığın değil, hepimizin farklı zamanlarda ihtiyaç duyduğu bir özelliktir.
Bu işin teknik ölçüsüne WCAG deniyor. WCAG, "Web İçeriği Erişilebilirlik Yönergeleri" demek; dünya çapında kabul gören bir kontrol listesi gibi düşünebilirsiniz. Üç seviyesi vardır: A, AA ve AAA. İş dünyasında ve mevzuat tartışmalarında en çok konuşulan hedef AA seviyesidir. Yönergeler dört ilkeye dayanır: içerik algılanabilir olmalı (görülebilir, duyulabilir), kullanılabilir olmalı (klavyeyle gezilebilir), anlaşılır olmalı (net dil, öngörülebilir davranış) ve farklı araçlarla sağlam çalışmalıdır.
Güzel bir tasarımın erişilebilir olduğu anlamına gelmediğini baştan söylemeliyim. Açık gri zemin üstüne açık gri yazı estetik görünür ama okunmaz. Üstüne gelince açılan şık bir menü, fareyi kullanamayan kişi için kapalı bir kapıdır. Erişilebilirlik, tasarımın üzerine eklenen bir süs değil, tasarımın baştan düşünülme biçimidir.
Avrupa Erişilebilirlik Yasası (EAA) sizi ilgilendiriyor mu?
Avrupa Birliği, bazı ürün ve hizmetlerin erişilebilir olmasını şart koşan bir düzenleme çıkardı: Avrupa Erişilebilirlik Yasası, kısaca EAA. Üye ülkeler bunu kendi hukuklarına aktardı ve düzenleme 2025 yılının Haziran ayından itibaren uygulanmaya başladı. Kapsamında, internet üzerinden tüketiciye yapılan satışlar da yer alıyor; yani çevrim içi mağazalar, rezervasyon ve bilet siteleri, bankacılık gibi tüketici hizmetleri gibi alanlar gündemde.
Bir Türk firması olarak size doğrudan uygulanıp uygulanmadığı, ne sattığınıza, kime sattığınıza ve işletmenizin büyüklüğüne bağlı. Düzenlemede çok küçük işletmelere yönelik bir istisna tartışması var, ama bu istisnanın tam şartlarını ve sizin durumunuza uyup uymadığını ben söyleyemem. Bu noktada net olan şu: AB'ye tüketiciye doğrudan satış yapıyorsanız konu sizin için "bana ilgisiz" diyebileceğiniz bir konu değil. Öte yandan sadece Türkiye'deki müşterilere hizmet veriyorsanız ya da AB'deki firmalara toptan satıyorsanız durum değişebilir. Bunu bir hukukçuyla netleştirmek en doğrusudur.
Aşağıdaki görsel, kendi durumunuzu hızlıca tartmanız için basit bir soru akışı sunuyor. Hukuki bir karar değil, sadece düşünmeye başlama noktası.
Bu akışta "evet" cevabı çıkıyorsa, ertelemek yerine sitenizin bugünkü durumunu ölçmeniz mantıklı. "Hayır" çıkıyorsa bile erişilebilir bir site, daha fazla ziyaretçinin siteyi rahat kullanması anlamına geldiği için kendi başına işinize yarar.
Yasa dışında bile neden önemli?
Yasadan bağımsız düşünsek de erişilebilirliğin ticari karşılığı var. Müşteriniz yaşlı olabilir, telefonunu güneş altında kullanıyor olabilir, bir an için ekrana net bakamıyor olabilir. Formunuz klavyeyle doldurulamıyorsa, bu kişiler sipariş vermeden ayrılır. Ayrıca erişilebilirlik ile arama motoru görünürlüğü birçok noktada örtüşür: düzgün başlık yapısı, görsellerin açıklama metni, net bağlantı yazıları hem sesli okuyucuya hem Google'a yardım eder. Bunu bir garanti olarak değil, doğal bir yan fayda olarak görmenizi öneririm.
AB'ye satış yapan firmalarda en sık karşılaşılan sorunlar
Bu alanda çalışırken tekrar tekrar gördüğüm sorunlar, genellikle karmaşık teknik hatalar değil, basit ihmaller. AB pazarına satış yapan bir Türk işletmesinin sitesinde en çok şunlarla karşılaşıyorum.
Birincisi, ödeme ve sepet adımlarıdır. Ürün sayfası güzeldir ama sepet formundaki alanların etiketi yoktur; sesli okuyucu "metin kutusu" der, kullanıcı hangi bilgiyi yazacağını bilemez. Hata mesajı sadece kırmızı renkle gösterilir; renk körü bir kullanıcı neyin yanlış olduğunu anlayamaz. İkincisi, çok dilli sitelerde dilin işaretlenmemesidir: sayfa Almanca ama teknik olarak Türkçe diye tanımlanmışsa sesli okuyucu Almanca metni Türkçe telaffuzla okur ve anlaşılmaz hale getirir. Üçüncüsü, ürün görsellerinde açıklama olmamasıdır; görseli göremeyen kişi için ürün yoktur.
Dördüncüsü, çerez bildirimi ve açılır pencerelerdir. Pencere açılır ama klavye odağı arka planda kalır; kullanıcı pencereyi kapatamaz. Beşincisi, videolar: altyazısız tanıtım videosu, işitme engelli bir ziyaretçiye hiçbir şey anlatmaz. Altıncısı, küçük ve düşük kontrastlı yazılar, ve son olarak "Daha fazla" ya da "Tıklayın" gibi bağlamsız bağlantı metinleridir; sesli okuyucu sayfadaki bağlantıları liste halinde okuyabilir ve hepsi "tıklayın" olduğunda hiçbiri bir şey ifade etmez.
Aşağıdaki tablo, bir satış sitesinde sık gördüğüm durumları, kime zarar verdiklerini ve hangi sayfada çözüldüklerini özetliyor.
Tabloya bakınca dikkat edeceğiniz şey, çözümlerin çoğunun birkaç temel sayfada toplandığıdır: ana sayfa, ürün sayfası, sepet ve ödeme, iletişim formu. Her şeyi bir anda düzeltmek zorunda değilsiniz; önce paranın kazanıldığı sayfalardan başlamak çoğu zaman mantıklıdır.
Hangi sayfalar ve bölümler gerekli?
Erişilebilir bir sitede yeni sayfalar eklemekten çok, mevcut sayfaların nasıl kurulduğu önemlidir. Yine de birkaç sayfa özellikle gündeme gelir. Bunların başında bir erişilebilirlik beyanı sayfası gelir. Bu sayfada sitenizin hangi ölçüte göre hazırlandığını, bilinen eksiklerin neler olduğunu ve biri sorun yaşarsa size nasıl ulaşabileceğini yazarsınız. İçeriğinin tam olarak nasıl olması gerektiği ülkeye göre değişebileceği için bu sayfanın metnini mutlaka bir hukukçuyla gözden geçirmenizi öneririm; ben bu sayfanın teknik ve okunabilir olmasına yardım ederim.
İkinci olarak, iletişim yolu gerekir. Bir kullanıcı sitede bir engelle karşılaştığında size kolayca haber verebilmeli; bunun için bir e-posta adresi ya da sade bir form yeterlidir. Üçüncü olarak, yardım ve sıkça sorulan sorular bölümü, özellikle iade ve teslimat koşulları gibi konularda düz ve anlaşılır dille yazılmalı. Dördüncü olarak, AB'ye satış yapıyorsanız her hedef dil için ayrı sayfa ve doğru dil işaretlemesi gerekir.
Aşağıdaki görsel, erişilebilir bir sayfanın üstten alta nasıl bir sırayla kurulduğunu örnek bir adres üzerinden gösteriyor.
Bu iskeletin mantığı basit: sayfanın başında klavye kullanıcısının menüyü atlayıp doğrudan içeriğe geçebildiği bir bağlantı, ardından düzenli başlık yapısı, açıklaması olan görseller ve her alanı etiketli bir form. Bunların hiçbiri sitenizi göze çirkin göstermez; sadece kuruluş biçimini düzenler.
Süreç adım adım nasıl ilerler?
Erişilebilir web sitesi yaptırmak, sıfırdan yeni bir site yapmakla ya da mevcut siteyi düzeltmekle iki farklı yoldan ilerleyebilir. Hangisinin uygun olduğu, sitenizin yaşına ve kurulduğu altyapıya bağlıdır. Her iki durumda da çalışma şekli birbirine benzer.
İlk adım durum tespitidir. Mevcut sitenize hem otomatik denetim araçlarıyla hem de elle bakılır. Bunu vurgulamak istiyorum: otomatik araçlar sorunların yalnızca bir kısmını yakalar. Bir görselin açıklamasının var olup olmadığını araç söyler, ama açıklamanın anlamlı olup olmadığını söyleyemez. Klavyeyle sipariş vermeyi denemek, sesli okuyucuyla ana sayfayı dinlemek elle yapılması gereken işlerdir. İkinci adım önceliklendirmedir: hangi sorunlar satışı doğrudan engelliyor, hangileri sonraya bırakılabilir.
Üçüncü adım düzeltme ya da yeniden tasarımdır. Mevcut site düzeltilebilir durumdaysa tek tek sorunlar giderilir; altyapı çok eskiyse ya da tasarım temelden sorunluysa sıfırdan kurmak daha sağlıklı olabilir. Dördüncü adım yeniden test etmektir; düzeltmeler gerçekten işe yaradı mı diye aynı yöntemlerle tekrar bakılır. Beşinci adım belgelemedir: ne yapıldı, neler kaldı, beyan sayfasında ne yazılacak. Altıncı adım ise sürdürmedir; çünkü siteye yeni ürün ya da yazı eklendikçe erişilebilirlik bozulabilir.
Bu adımların hiçbiri gizemli değil. Önemli olan sırayı doğru tutmak: önce neyin bozuk olduğunu bilmeden düzeltmeye girişmek, hem zaman hem para kaybettirir.
İki varsayımsal örnek senaryo
Aşağıdaki iki senaryo tamamen varsayımsaldır; gerçek bir firmayı veya kişiyi anlatmıyor, sadece işin nasıl gidebileceğini göstermek için kurgulanmıştır.
Senaryo 1: Almanya'ya satış yapan küçük bir tekstil firması
Varsayalım ki İstanbul'da el yapımı ev tekstili üreten küçük bir firma, birkaç yıl önce hazır bir tema ile e-ticaret sitesi kurdu ve Almanya'daki tüketicilere kargo ile satış yapıyor. Siparişler Almanya'dan geliyor ama sitenin Almanca sürümü, Türkçe sayfanın otomatik çevirisi gibi çalışıyor. Firma sahibi, bir alıcıdan erişilebilirlikle ilgili bir soru gelince durumdan haberdar oluyor.
Yapılan ilk bakışta şunlar çıkıyor: Almanca sayfalar teknik olarak Türkçe işaretli, ürün görsellerinin açıklaması yok, sepet formunda alanların etiketleri sadece alan içindeki silik yazıdan ibaret ve hata mesajları sadece kırmızı renkle gösteriliyor. Çözüm yolu net: önce dil işaretlemesi düzeltilir, ardından sepet ve ödeme adımı klavyeyle kullanılabilir hale getirilir, görsellere anlamlı açıklamalar yazılır. Tema tamamen değiştirilmez; sadece sorunlu bölümlere müdahale edilir. Sonunda bir erişilebilirlik beyanı sayfası eklenir ve metni hukukçuya gösterilir. Bu senaryoda iş, sıfırdan bir site yapmaktan çok daha dar ve odaklıdır.
Senaryo 2: Birden fazla AB ülkesine hizmet veren rezervasyon sitesi
İkinci varsayımsal örnekte, Antalya'da turlar ve transfer hizmeti satan bir işletme var. Siteleri eski bir altyapıda kurulmuş, takvim ve rezervasyon bölümü fare ile tıklamaya göre tasarlanmış, klavye ile tarih seçmek mümkün değil. Mobilde ise düğmeler çok küçük. Ayrıca tanıtım videoları altyazısız.
Bu durumda mevcut siteyi düzeltmek, takvim bileşenini tamamen yeniden yazmak anlamına geliyor. Altyapı da eski olduğu için yamalarla gitmek riskli. Mantıklı karar, siteyi erişilebilirlik gözetilerek yeniden kurmak. Rezervasyon akışı baştan tasarlanır, tarih seçimi klavyeyle de çalışır hale gelir, videolara altyazı eklenir, çok dilli sayfalar doğru dil işaretiyle yayınlanır. Bu senaryoda iş daha kapsamlı, ama sonuçta işletme hem yasal kaygısını azaltmış hem de mobil kullanıcı için daha rahat bir site kazanmış olur. Süre ve bütçe, kapsamla birlikte büyür.
Yukarıdaki karşılaştırma, iki senaryodaki yaklaşım farkını özetliyor. Hangisinin size uyduğunu, sitenize bakmadan söylemem mümkün değil; ama ilk görüşmede çoğu zaman hangi yöne gidileceği belli olur.
"Tek satır kodla erişilebilir yaparız" vaadine dikkat
İnternette "siteye şu eklentiyi koyun, otomatik olarak erişilebilir olsun" diyen çözümler görürsünüz. Genellikle sayfanın köşesine küçük bir erişilebilirlik simgesi ekleyen araçlardır. Bu simge yazıyı büyütmek ya da rengi değiştirmek gibi bazı şeyleri yapabilir ve bazı kullanıcılara fayda sağlayabilir. Ama sitenin altında yatan sorunları, yani etiketsiz formları, klavyeyle çalışmayan menüleri, yanlış başlık yapısını kendi başına çözmez. Sesli okuyucu kullanan kişiler zaten kendi araçlarına sahiptir; bu eklentilerin onlara çoğu zaman yardımı olmaz, bazen engel bile olabilir.
Bu araçların hukuki açıdan yeterli sayılıp sayılmayacağı konusunda da kesin bir şey söyleyemem; bunu bir hukukçuya sormalısınız. Benim pratik görüşüm şu: böyle bir eklenti, sorunu çözmenin yerine geçmez, olsa olsa tamamlayıcı olabilir. Gerçek çözüm sitenin kodunun ve tasarımının düzeltilmesidir.
Bu karşılaştırmadan çıkaracağınız ders basit: kısa yol vaadi eden çözümlerin neyi çözüp neyi çözmediğini sorun. Cevap net değilse temkinli olun.
Erişilebilir sitenin temel kontrol listesi
Yönergelerin tamamı uzundur, ama bir site sahibi olarak kendi sitenize bakarken sorabileceğiniz birkaç temel soru var. Bunlar bir denetimin yerini tutmaz; sadece "nerede durduğumu" anlamanıza yardım eder.
Fareyi bir kenara bırakıp sadece klavyedeki Tab tuşuyla sayfada gezebiliyor musunuz? Hangi öğenin üzerinde olduğunuzu gösteren görünür bir çerçeve var mı? Görsellerinizin ne gösterdiğini anlatan kısa açıklamaları var mı? Formlarınızdaki her alanın üstünde ya da yanında kalıcı bir etiket yazıyor mu? Yazı ile zemin arasında yeterli renk farkı var mı? Videolarınızın altyazısı var mı? Sayfanın dili doğru tanımlanmış mı? Bu soruların birkaçına "hayır" ya da "bilmiyorum" diyorsanız, profesyonel bir bakış zaman kazandırır.
Bu liste bir başlangıçtır. Ben bir site denetiminde bunun çok daha ayrıntılısını, sayfa sayfa ve cihaz cihaz yaparım; ama ilk adım için bu kadarı bile size nerede olduğunuzu söyler.
Sık yapılan hatalar
Bu alanda işletmelerin düştüğü tuzakları sıralıyorum, çünkü çoğu önlenebilir.
Birincisi, erişilebilirliği en sona bırakmaktır. Site bitmiş, yayına alınmış, sonra "bir de erişilebilir yapalım" denilince her şey yeniden elden geçirilir. Baştan düşünmek çok daha ucuz ve kolaydır. İkincisi, yalnızca otomatik araca güvenmektir. Araç "yüzde yüz" gibi bir puan verir ama bu puan sitenin gerçekten kullanılabilir olduğu anlamına gelmez. Üçüncüsü, sadece ana sayfaya bakmaktır; asıl sorunlar genellikle sepet, ödeme, üyelik ve iletişim formunda çıkar. Dördüncüsü, çeviri sitelerinde dil işaretini unutmaktır. Beşincisi, erişilebilirlik beyanını hazır bir metinden kopyalayıp koymaktır; sitenizde olmayan bir özelliği olduğunu iddia eden beyan, hiç beyan olmamasından daha kötü olabilir. Altıncısı, yayından sonra içerik eklerken kuralları unutmaktır: yeni eklenen görsele açıklama yazılmaz, yeni video altyazısız yüklenir.
Bu hataların çoğu, işin ciddiyetinden çok alışkanlıktan kaynaklanıyor. Düzgün bir süreç ve küçük bir iç kontrol listesiyle çoğu önlenebilir.
Kendiniz ne yapabilirsiniz, ne zaman uzman gerekir?
Bazı işleri kendiniz yapabilirsiniz ve yapmalısınız. Yeni yüklediğiniz her görsele anlamlı bir açıklama yazmak, videolara altyazı eklemek, bağlantı metinlerini "buraya tıklayın" yerine ne olduğunu söyleyecek şekilde yazmak, metinleri sade ve kısa tutmak ve başlıkları sırasıyla kullanmak sizin elinizde. Çoğu içerik yönetim sisteminde bu alanlar zaten hazır durur, sadece doldurulmaz.
Öte yandan şu durumlarda uzman gerekir: formlarınız, menüleriniz ya da sepetiniz klavyeyle kullanılamıyorsa; sitenizin teması ya da altyapısı temel sorunlara sahipse; AB'ye düzenli satış yapıyor ve yasal konuda endişeliyseniz; birden fazla dilde yayın yapıyorsanız. Bu işler kod ve tasarım müdahalesi gerektirir. Hukuki tarafta ise yine bir hukukçu gerekir; hangi ülkenin kuralı size uyar, beyan sayfasında ne yazılmalı gibi sorular benim alanım değil.
Süreci birbirine bağlayan şey şudur: önce kendi kontrol listenizle bir fikir edinin, sonra durumun ciddiyetine göre uzmanla görüşün. Bazen yarım saatlik bir bakış, sitenin sandığınızdan iyi durumda olduğunu ya da tam tersine nerede sorun olduğunu gösterir.
Maliyeti neyin belirlediği
Rakam vermeyeceğim, çünkü iki sitenin işi birbirine benzemez. Ama neyin maliyeti artırdığını açıkça söyleyebilirim, böylece gelen teklifleri değerlendirebilirsiniz.
Maliyeti belirleyen ilk etken, sitenin büyüklüğü ve sayfa şablonu çeşitliliğidir. Yüz sayfası olan ama hepsi aynı üç şablondan oluşan bir site, yüz farklı yapıda sayfası olan bir siteden daha kolay düzeltilir. İkinci etken, altyapıdır: modern ve düzgün kurulmuş bir temayı düzeltmek, eski ve karmaşık bir sistemi düzeltmekten çok daha az uğraştırır. Üçüncü etken, etkileşimli bileşenlerdir; rezervasyon takvimi, ürün filtresi, çok adımlı ödeme gibi bölümler en çok emek isteyen yerlerdir. Dördüncü etken, dil sayısıdır; her dil için doğru işaretleme ve içerik kontrolü gerekir. Beşinci etken, video ve ses içeriğinin miktarıdır, çünkü altyapı ve altyazı hazırlığı zaman alır.
Son etken ise tek seferlik mi, sürekli mi çalışılacağıdır. Bir kereye mahsus denetim ve düzeltme ile site büyüdükçe düzenli kontrol arasında fark vardır. Teklif alırken şunu sorun: hangi sayfalara bakılacak, hangi yöntemle test edilecek, çıktı olarak ne teslim edilecek? Bu soruların cevabı yoksa, fiyat ne olursa olsun belirsiz bir tekliftir.
Zaman çizelgesi de kapsama göre uzar ya da kısalır; yukarıdaki görsel tipik bir akışı gösteriyor ama sizin projenizin sürelerini sitenize bakmadan söylemek doğru olmaz.
Yapay zekâ ve arama motorları erişilebilirliği nasıl görür?
Son bir noktaya değineyim, çünkü sık sorulur. Yapay zekâ asistanları ve arama motorları sayfanızı okurken, sesli okuyucuya benzer bir yoldan ilerler: başlıkları, bağlantı metinlerini, görsel açıklamalarını ve sayfanın yapısını okur. Düzgün başlık sırası, anlamlı bağlantı yazıları ve açıklamalı görseller, sitenizin içeriğinin doğru anlaşılmasına yardım edebilir. Bunun belirli bir sıralama sağlayacağını söyleyemem; ama içeriğin okunabilir ve düzenli olması, hem insanlara hem makinelere hizmet eder.
Görseldeki örnek yanıt kurgudur; gerçek bir asistan çıktısı değildir. Amacı, kısa ve net bilginin nasıl göründüğünü göstermektir.
Benimle çalışma şekli
Ben tek başıma çalışıyorum; yani sizinle konuşan kişi işi yapan kişidir. Genellikle şöyle ilerler: önce sitenizi ve hedef pazarlarınızı konuşuruz, ardından mevcut siteye elle ve araçla bakıp neyin düzeltilmesi gerektiğini yazılı olarak size sunuyorum. Düzeltilebilir mi yoksa yeniden kurmak mı daha mantıklı, bunu gerekçesiyle açıklıyorum. Karar sizin. Çalışmaya başladığımızda neyin yapıldığını ve neyin kaldığını açıkça gösteriyorum; hiçbir sonucu veya hukuki uyumu garanti etmem, çünkü bunu kimse dürüstçe edemez. Yaptığım şey, sitenizi gerçekten kullanılabilir hale getirmek ve beyan sayfası gibi belgeleri hukukçunuzun inceleyebileceği şekilde hazırlamaktır.
Sıkça Sorulan Sorular
Avrupa Erişilebilirlik Yasası Türk firmalarını da kapsıyor mu?
Yasa, AB pazarındaki tüketicilere sunulan belirli ürün ve hizmetleri hedefliyor. AB'ye doğrudan tüketici satışı yapan bir Türk firması bu kapsamla ilgili olabilir; ama kesin durum işletmenizin büyüklüğüne ve ne sattığınıza bağlı. Bu nedenle bir hukukçudan görüş almanızı öneririm.
WCAG nedir, hangi seviye hedeflenmeli?
WCAG, web sitelerinin erişilebilirliği için uluslararası kabul gören yönergelerdir. A, AA ve AAA olmak üzere üç seviyesi vardır. İş dünyasında ve düzenleme tartışmalarında genellikle AA seviyesi hedef alınır. Hangi sürüm ve seviyenin sizin için gerekli olduğunu hukukçunuzla teyit edin.
Erişilebilirlik eklentisi takmak yeterli olur mu?
Tek başına çoğu zaman yeterli olmaz. Eklentiler yazı boyutu gibi bazı ayarları sunabilir, ama etiketsiz formları ya da klavyeyle çalışmayan menüleri düzeltmez. Hukuki yeterlilik konusunda da kesin bir şey söyleyemem; bu soruyu bir hukukçuya sorun.
Mevcut sitemi düzeltmek mi, yeniden yaptırmak mı daha mantıklı?
Sitenin altyapısına ve sorunların derinliğine bağlı. Modern ve düzgün kurulmuş bir siteyi çoğu zaman düzeltmek yeterli olur. Eski ve karmaşık bir altyapıda, özellikle ödeme ve rezervasyon gibi etkileşimli bölümlerde, yeniden kurmak daha sağlıklı olabilir. Bunu sitenize baktıktan sonra gerekçesiyle söylerim.
Erişilebilir bir site Google sıralamamı yükseltir mi?
Bunu garanti edemem. Düzgün başlık yapısı, anlamlı bağlantı metinleri ve açıklamalı görseller arama motorlarının sayfanızı anlamasına yardımcı olabilir, ama sıralama birçok etkene bağlıdır. Erişilebilirliği sıralama için değil, müşterilerinizin siteyi rahat kullanması için yapmak daha doğru bir bakış açısıdır.
Erişilebilirlik beyanı sayfası zorunlu mu, ne yazılmalı?
Bazı ülke düzenlemelerinde istenen bir unsurdur, ama sizin için zorunlu olup olmadığını ve içeriğinin nasıl olması gerektiğini bir hukukçuya sormalısınız. Pratikte beyan; hangi ölçüte göre hazırlandığınızı, bilinen eksikleri ve geri bildirim yolunu içerir. Sitenizde olmayan bir şeyi olduğunu söylememek önemlidir.
Süreç ne kadar sürer?
Kapsama göre değişir. Küçük ve düzgün kurulmuş bir sitede dar bir düzeltme kısa sürebilir; çok dilli, etkileşimli bir sitede yeniden kurulum daha uzun sürer. Kesin bir süre vermeden önce sitenize bakmam gerekir.
Site yayına girdikten sonra da bakım gerekir mi?
Evet, düzenli ilgi gerekir. Yeni ürün, görsel, video ya da sayfa eklendikçe erişilebilirlik bozulabilir. Bu nedenle içerik ekleyen kişilerin basit bir kontrol listesine uyması, ara sıra da genel bir kontrol yapılması mantıklıdır.
Sitenizin AB pazarı için hazır olup olmadığını birlikte değerlendirmek isterseniz, web sitesi yaptırma hizmeti sayfamdan bana ulaşın; durumunuzu dinleyip dürüstçe nereden başlanması gerektiğini söyleyeyim.